KURUCUMUZ
İlk günden beri hedefi hep aynıydı. Yıldızlar...
1911 yılında doğan Asım Ülker ve 1920 yılında doğan Sabri Ülker'in ortak iş hikayeleri çağdaşları olan işadamlarına çok benziyor. Birçokları gibi onlar da, işlerini büyük sermaye ile kurmadılar. 1923 yılında, ilk dünya savaşının ardından verilen Kurtuluş Savaşı'nda küllerinden yeniden kurulan, daha nefes almaya fırsat bulamadan ikinci bir dünya savaşının etkilerini hisseden yoksul ülkelerinde zaten sermaye birikimi yoktu. İki kardeşin sahip oldukları; tecrübe, eğitim, vizyon, sağlam bir iş fikri, azim ve sabırdı.
Daha öğrenciyken çalıştıkları bisküvi fabrikasındaki tecrübelerinden çok faydalandılar. Sabri Ülker Sultanahmet İktisadi ve Ticari İlimler Mektebi'nde okumuştu. O zamanlar için eğitimli olmak, bir değil birkaç adım öne çıkmaktı. Savaş nedeniyle gelişemeyen, hatta gerileyen Türk Sanayii'nin savaş sonrası ivme kazanacağını görmüşlerdi ki, buna modern çağda 'vizyon' denmekte… İki kardeşin geliştirdiği iş fikri gıda alanında imalat yapmaktı. Satış ve dağıtım işini yani dönemin deyimiyle 'ticareti', endüstriyel faaliyetlerini destekleyen hizmetler olarak ele almayı tercih ettiler. Velhasıl, gözleri tüccarlıkta değil, sanayicilikte yani üretmekteydi.
Sanayicilik modelleri, Türkiye'nin kapalı ekonomi felsefesine uygun olmak zorundaydı. Batı iş dünyasının genel felsefesinin aksine, yanlış karara hiç yer verilmeyen, sıfır hata prensibinin geçerli olduğu bu sistemde deneme-yanılma yoluyla doğruya ulaşma şansları, daha doğrusu zamanları yoktu. Bir defada doğruyu bulmak zorundaydılar. Hata yapmak, kaybetmek anlamına geliyordu. Gerek ürün seçiminde gerekse üretim süreçlerinde yanlış yapma lüksleri olmadan ilerlediler.
Seçtikleri ürün bisküviydi. Bisküvi üretimi rekabetin olduğu bir alandı. Güçlü rakiplerle mücadele edecek imalat makineleri yoktu. Ellerinde borç parayla satın aldıkları doğru düzgün çalışmayan eski makineler vardı. İşte azim ve sabır da bu noktada devreye girdi. Sabri Ülker bizzat makine mühendisi gibi çalışarak, üretim makinelerini işler hale getirdi.
Üretmeyi başardıktan sonra sıra rekabete geldi. Bunun için de kendilerine bazı hedefler belirlediler. Öncelikle rakiplerinin önüne geçmek için ürünlerinin kaliteli olması gerekiyordu. Bunun için hammaddeden ambalajlamaya kadar bütün üretim sürecini dönemin ötesinde bir kalite anlayışı ile yöneterek, rakiplerinin bir adım önüne geçtiler. Ardından kendilerini İstanbul'la sınırlamayarak, Anadolu'ya ulaşmayan rakiplerinden farklı bir yol izlediler. Anadolu'daki bakkalların kapısına kadar giderek hem siparişleri yüz yüze yönettiler hem de dağıtımı bizzat kendileri organize ettiler. Güçlü rakiplerinin arasından sıyrılarak bugüne kadar ulaşan 'büyük işlerini' kurdular.
Sabri Ülker'in önce bisküvi, takiben çikolata üzerine kurduğu ve büyüttüğü 'Ülker' markası ile anılan işinin sağlam kökleri üzerinde ise Yıldız Holding yükseldi. Özellikle 1980 sonrası dışa açılan ve ekonomide liberal politikalar izleyen Türkiye ve bu dönemin ardından yükselen küresel ekonomi, Yıldız Holding'in stratejisini yakından etkiledi. Artık kapalı ekonominin değil küresel ekonominin gereklerine uygun bir modelle gelişme zamanıydı.